ingilizce üniversite okumak

19/81

Anadiliniz Türkçe, Türkiye’de doğdunuz büyüdünüz, Türkiye’de yaşıyorsunuz. Daha önce yurtdışında bulunmadınız veya 1 haftadan fazla süre geçirmediniz,

  • Liseyi Türkçe okudunuz, Fizik, Matematik, Biyoloji, Kimya terminolojisini Türkçe biliyorsunuz.
  • Uzmanlık gerektiren bir alanda çalışmayı düşünmüyorsunuz.
  • Araştırma yapmayı düşünmüyorsunuz. Makale yayınlamayı düşünmüyorsunuz.
  • Yurtdışında kongre ve seminerlere katılmayı düşünmüyorsunuz. Aynı alanda çalışan ve dil bilen arkadaşlarınızın size yardım edeceğine eminsiniz.

Bunların hepsine evet diyorsanız, üniversiteyi kesinlikle İngilizce okumayın çünkü bu size gerçekten fazladan bir külfet olacaktır.

Üniversiteyi bitirmek için Türkçe bilmek kafidir. Hatta daha önce İngilizce ile haşır neşir değilseniz Türkçe okumak sizin için daha kolaydır. Şayet araştırma tarafı zayıf bir alanda çalışacaksanız İngilizce pek bilmeseniz de olur.

Ancak bunun dışındaki tüm uzmanlık alanlarında kendinizi güncel tutmak mesleğinizde vasatın üstüne çıkmak isteyen biriyseniz İngilizce öğrenmeniz şart.

Ne zaman İngilizce öğreneceksiniz?

Ne zaman dil öğreneceksiniz? Üniversiteden önce mi? Üniversite sırasında mı? Üniversiteden sonra mı?

Üniversiteden önce derseniz maalesef dil öğrenmek için pek zamanınız yok çünkü LYS’ye çalışacaksınız.

Üniversite sırasında Türkçe okuyorsanız, pratik olarak zaman yok sınava çalışacaksınız. Fakülte bitince, para kazanacaksınız, yaşınız da ilerlemiş olacak dil öğrenmeniz zor olacak. Yani teoride sonra da öğrenirim deseniz de etrafınızda biraz gözlem yaptığınızda ne kadar azimli biri olursa olsun dil öğrenmenin hep ikinci plana atıldığını göreceksiniz. Alternatif Türkiye’de İngilizce Üniversite okumak mı?

Türkiye’de İngilizce Üniversite Okumak

Şu bir gerçek Türkiye’de Türk hocalardan İngilizce ders dinlemek öyle İngilizcenizi çok geliştirmeyecektir. Sonunda öğreneceğiniz dil yabancıların deyimi ile ‘Turklish’ olacak yani Türk telaffuzuyla, Türkçe İngilizce karışık bir dil konuşuyor olacaksınız. Dil yerinde ve yaşayarak öğrenilir.

İmkanı olanlar için yurtdışında İngilizceyi yaşayarak öğrenmek en etkili yöntem. 6 ay gibi bir sürede bakmışssınız, dediğiniz anlaşılır şekilde iletişim kurabiliyorsunuz. Süre 1-2 yılı aştığında artık İngilizce ikinci diliniz oluyor. Artık bu dille sadece konuşmak değil, akademik seviyede yazıp, çizebilirsiniz bile.

Bu sebepten yapabiliyorsanız en kolayı 1 yıl yurtdışında hazırlık okuyup sonra orada bir İngilizce programa devam etmek. Şayet yapamıyorsanız, Türkiye’de İngilizce tıp okuyacağım diye zorlamanın pek bir faydası olmayacaktır. Çünkü etrafınızdaki herkes Türk, hocanız Türk, kantinciniz Türk, bakkalınız Türk iken beyniniz kolay kolay ikinci dille düşünmeye geçiş yapamayacaktır.

Bilimsel çalışma yapmak için İngilizce bilmeye gerek var mı?

Günümüzde bilimsel çalışma bir labaratuarda kendisini oraya hapsetmiş çılgın profesörlerce yapılmıyor. Öncelikle bilimadamları birbirlerinin omuzları üstünde yükselirler. Yani bilimsel araştırma bir kollektif çalışmadır. Çalışmanızı hep başka birinin yaptığı çalışmanın üzerine inşaa edersiniz. Sonra bir başkası onu alır onun üstüne yenisini ekler.

Bunun için öncelikle alanda en son gelişmeleri takip etmek gerekir. Yeni bir buluş yaptığınızda ise bunu dünyaya en azından aynı alanda çalışanlara duyurmak zorundasınızdır. Yoksa buluşunuz tozlu raflarda kaybolur gider. Bilimsel makaleler çalışmaları duyurmak için günümüzdeki en geçerli yöntemdir.

Bir bilimsel makalenin yayınlanabilmesi için iyi bir literatür çalışması gerekir. Çünkü tezinizi doğru temeller üzerine kurduğunuzdan emin olunmalıdır. Farzedelim tıp fakültesini dil bilmeden bitirdiniz ve araştırma alanına yöneldiniz.

Dil bilmezseniz literatür çalışmasını nasıl yapacaksınız? Yerel kaynaklardan. Peki kullanacağınız yerel kaynakların hepsi güncel mi?

Farzedelim yayınladınız. Çalışmanız orijinal diliyle ancak yerel bir kaç dergide yayınlanacaktır. Bunların çoğu zaten Scientific Impact Index’i (bilimsel etki endeksi) düşük dergilerdir.. Yani hergün yayınlanan binlerce makale arasında sizin makaleniz ancak yerel bir derginin sayfasında tozlanacaktır. Siz ve belki sizi tanıyan bir kısım insandan başka bir okuyucusu olmayacaktır.

Diyelim literatür taramasını İngilizce bilen ve konuya da hakim bir asistana yaptırdınız, İngilizce’ye çevirttiniz ve hem online olarak hem de bir mecmuada yayınlandı. O zaman dünya çapında bir etki oluşturmanız mümkün. Fakat burada da sorun şu, bir masanın arkasında makaleyi yazıp göndermekle işiniz bitmiyor. Bir kere ciddi olan her dergi ‘peer review’ (bilim kurulu incelemesi) yapar. Size soru sorar, iletişim kurarsınız ve makalenizi savunmak zorunda kalırsınız. Dil olmadan bunu nasıl kolayca yapacaksınız? Bitmedi, çoğu zaman yayınlanan bir makalenin uzman bir seminer önünde sunulması veya savunulması gerekir. Bazı mecmualar sözlü sunumu yapılmamış makaleyi kabul etmezler. Ne yapacaksınız? Dünyanın heryerinden gelmiş konu uzmanı herkes bu tür toplantılarda şakır şakır İngilizce konuşurken siz tercumanla mı gezeceksiniz? Olası değil.

Teoride dil bilmeden bilimsel çalışma yapılabileceği doğru olmakla beraber pratiği pek kolay değil. En nihayetinde dili bilmiyorsunuz, bu tür zorluklardan yılıp makale ile sunumla zaten uğraşmazsınız. Dil bilen meslektaşlarınızın yazdıklarını okumakla geçirirsiniz vaktinizi. Hayatın gerçeği bu maalesef..

Arkadaşkarınla paylaş:

MENU