Tıp Kazandıran Çalışma Programı

74/81

Tıp fakültesine girmek kolay değil. 2013 yılında Hacettepe Tıp Fakültesine girebilmek için 523 puan almanız gerekiyordu. Bu da sizin sınava giren 1 milyon 900 bin öğrenci arasından ilk 100 içine girmeniz demek.

Bunu başarabilmek için özverili bir çalışma gerekiyor. Lise derslerinizin yanında, arta kalabilecek yemek içmek uyumak dışında tüm vaktinizi sınava hazırlanmak için ayırmanız demek.

  • Erken hazırlık: Sınav çalışmanızı kesinlikle son senenize bırakmayın. 9. sınıftan itibaren yavaş yavaş sınav hazırlıklarına başlayın.
  • Çözüm teknikleri: İlk yılınızda herhangi bir konuyu tam bilmeden soru çözme tekniklerini öğrenmeye ayırın. (Haftada 1-2 saat).
  • Sınav psikolojisi: İlk yılınızda kendinizi sınava girme psikolojine alıştırın. LYS 135 dakika sürmekte. YGS 160 dakika sürmekte. Bu kadar süre boyunca hiç sıkılmadan yorulmadan durabilir misiniz? Bu egzersizlerle artık vücudunuz alışacak ve sınava girdiğiniz gün herhangi bir stres ve sıkıntı duymadan rahatça sınavı yapacaksınız.
  • Hedefe yönelik çalışma: İlk yılınızda haftada 1 kez daha önceki yıllarda çıkmış sınavları çözmeyi deneyin.Çözemediğiniz soruları işaretleyin. Muhtemelen henüz o konuları işlemediğinizden bu soruları da çözemiyorsunuz. Amacınız bu işaretlediğiniz çözemediğiniz konuların üzerine gitmek olmalı. Binlerce sayfa kitabı başından sonuna kadar okuyup ezberlemeniz her detayı aklınızda tutmanız imkansız. İnsan beyninin kapasitesi sınırlı çünkü. 

Bir diğer taraftan şu konuyu da düşünmelisiniz. 2-3 sene boyunca tatiller dahil tüm vaktinizi sınava hazırlanmak için hazırlanmanız kendinizi insanlık dışı bir tempo ile feda etmeniz gerekiyor mu? İkincisi bu özveri sizin üniversiteye girdikten sonraki eğitim hayatınızda ne kadar faydalı olacak?

Türkiye’den farklı olarak Avrupa ve Amerika’da hiçbir öğrenci bu tür bir uygulamaya maruz bırakılmıyor. Pek çok öğrenci dersleri dışında herhangi bir hazırlık yapmıyor. Özellikle lise mezuniyetinden sonra mezuniyetlerinin keyfini çıkarmak için uzun bir tatile çıkıyorlar. Tatil dönüşü istedikleri üniversiteye tamamen enerji dolu olarak kayıt yaptırıyorlar ve üniversitede görecekleri derslere konsantre oluyorlar.

Avrupa ve Amerika Üniversiteleri dünyanın en iyi ilk 500 üniversitesini oluşturuyorlar. Bu öğrenciler alanlarında başarılı oluyorlar. Oysa ülkemizde akademik başarı olarak dünya sıralamasına girebilen yalnızca bir veya iki üniversite bulunuyor. Bunun sebebi öğrencilerimizin enerjilerini mesleki eğitimleri yerine sınavlarla harcamamız mı?

 

 

 .

Arkadaşkarınla paylaş:

3c yorum:

mor sümbülAralık 17, 2013 saat 20:23Cevapla

bilgi için tşk sınava hazırlanan arkadaşlarla şunları da paylaşmak isterim
aslında, başkalarının tercihlerine yardımcı olmak için kendimi yormak eskiden hiç yapmayacağım bir şeydi ama sınav sonucunda bu tutumumu değiştirip sizlere bazı önerilerde bulunmaya karar verdim.

Öncelikle, bu yazıyı genel tıp puanı (mf-x??) sıralaması ilk 1500’te olanlar için yazmaktayım ve bu kişiler içinde ilk 500 kişinin okuması onlar için daha da yararlı olacaktır.

Bir tıp öğrencisi olarak, önce kendi tercih dönemimden bahsetmeliyim sanırım. Sayısal genel sıralamam 600 küsür, eşit ağırlık ve sözel sıralamam da ilk 20 ve ilk 90 idi. Annemin kalp rahatsızlığı o yaz tercih döneminde canımızı sıkmamış ve bir kardiyolog dostumuzu beklerken bir doktorun hasta için ifade edebileceklerini anlamış olmasaydım, şu anda değil tıp sayısal bir bölümde dahi okumuyor olacaktım. Bu, benim için kilometre taşı niteliğinde bir hadiseydi ve tercihlerimin tamamıyla değişmesine yol açtı. Tıp tercihi yaparken benim için birkaç parametre söz konusuydu:

1.İl seçimi

Doğduğum ve yaşadığım şehir olan İstanbul ve annem de dahil olmak üzere amcalarımın, teyzemin tıp eğitimi aldığı Ankara.

Cerrahpaşa ve Çapa’ya yaptığım ziyaretlerden ve edindiğim izlenimlerden sonra, tıp okumaktan vazgeçer gibi olmuştum çünkü liseden bir farkları yoktu (en azından benim için). Kasvetli bir atmosfere sahip olan her iki fakültenin eğitimi hakkında tek bir söz söylemiyorum çünkü başarıları ortada. Ancak İstanbul’daki konumu itibariyle, nispeten daha eski ve kalabalık bir semt olan Kocamustafapaşa ve Pertevniyal (Çapa) semtlerinde bulunan bu iki okul, lisemin coğrafi avantajları ve kampüsünden sonra beni tatmin etmemişti. Dediğim gibi, bunların tümü dışsal eleştiriler, eğitimleriyle ilgili bir eleştiri yapmıyorum ve yapmam da densizlik olur zaten. Ülkenin bana kalırsa 5 tıbbından ikisi Cerrrahpaşa ve Çapa’dır; nitekim, taban puanları (her ne kadar yanıltıcı bir kriter olsa da) ve mezun başarıları (her ne kadar ihmal edilen bir kriter olsa da) tezimi doğrular niteliktedir.

Gelelim diğer alternatife- yani Ankara. Sıralaması Hacettepe’ye yeten herkes gibi ben de öncelikle okulu gezdim, sonra Hacettepe(ing) mezunu amcamla ve bir başhekim yardımcısı ile (ki kendisi aile dostumuzdur) konuştum. Onlar da fakültelerine gitmemi önerdiler ama tek çekinceleri, benim gidebileceğim Türkçe fakültenin İngilizce’ye oranla daha kalabalık olmasıydı.

Sonra gittik okulu gezdik; iyiydi, hoştu. Hazır Sıhhiye’deyken, karşıdaki tıbba da bir bakalım bari deyip Hacettepe’nin komşusuna da girmeye karar verdik: Yani Ankara Tıp’a.

Girdiğim binası Morfoloji’ydi, antresi aşırı karizmatik ve zihinlerimizde kalmış İstanbul fakülteleri imgelerini bastırıcı özellikteydi. Sınıfları ferahtı, bahçesi hoştu, açıkçası içim gitmişti fakülteye ve içimden bir ses tek tercihimi bu fakülteden yana kullanmamı söylüyordu. Ama bizi etkileyen başka bir faktör daha var: Çevre baskısı

“Nerde okuyorsun yavrum?”
“Hacettepe tıptayım teyzeciğim/amcacığım.”

Bu diyalog, bizler fark etmesek de bilinçaltımıza kendimizle gururlanmamız için bir neden olarak işlenmiştir. Onlarca kursak da onu, bıkmazıy çünkü bilen bilmeyen, özellikle tıp camiasının içinde olmayanların diline pelesenk olmuştur. “Tıp deyince Hacettepe’dir kardeşim.” : Bulunduğunuz mahalledeki herhangi bir kıraathanede de aynı sözü duyacaksınızdır. Türkiye’de işler maalesef böyle yürür; akademik veriler, fakültenin yurtdışı repütasyonu önem arz etmez- en azından konuya hakim olmayan kişilerin değerlendirmeleriyle kıyaslandığında. Ama maalesef kazın ayağı öyle değil:

Evet, Hacettepe’yi ben de yazdım, Ankara Tıp’ın hemen üstüne ve ne mutlu ki kazandım(!) İçerden biriyim artık, hem içerde, hem de hemen dışarıdaki Ankara Tıp’ı gözlemleyebilecek bir konumdayım. Amcalar ve teyzelerin maşallahlarına nail oldum, kadın günlerinde adım geçiyor, ama işte o kadar.

Bir de içeriyi anlatayım sizlere sevgili tercih dönemi kişileri:

Siz de gaza getirilecek ve muhtemelen benimle aynı hatayı yapacaksınız. Ama kendime dedim ki belki, belki bir nebze etkilerim birisini/birilerini. Çünkü yukarıda bahsettiği son derece değerli altın günü dedikoduları ve o meşhur “Ne okuyon sen?” sorularına vereceğiniz yanıtlar dışında size katacakları Ankara Tıp’ın çok altında olan bir fakülteye gitmek üzeresiniz.

İngilizce tıp diye bir saçmalık var memlekette, sanıyorlar ki yabancı dilde akıcılık kazanıp tam bir md olacaklar! Ne oluyor söyleyeyim: Cerrahpaşa’yı tenzih edersek, Hacettepe ve muhtemelen diğer yabancı dilde eğitim verdiğini iddia eden tıp fakültelerinde Türkçe tıbbın amfileri doluyor da doluyor. Akademisyenlerin dil seviyeleri ortada, keza öğrencilerin de. Tabelasına Medical School yazan fakülte maalesef o tabelanın altını dolduramıyor.

Evet arkadaşlar, bir Hacettepe Türkçe öğrencisi olarak, amfilerde merdivenlerde oturmaktan, Bozok ve Kastamonu ve hatta Yakın Doğu fakültelerinden öğrencilerle aynı öğrenimi görmekten sıkıldım. Sakın yanlış anlamayın, sistemin seçiciliğine can-ı gönülden inanan biri değilim ama afedersiniz götümüzden kan alındıktan ve o dereceleri yaptıktan sonra merdivende altımda Kastamonu üstümde Bozok’tan tipler varsa, ben biraz bozulurum. Bir de İngilizce tıp yazma gafletinde bulunmuş ya da derecelerini kendilerinden bir sene önce tercih yapanların kopyası bir biçimde yapan talihsiz kişiler ile aynı amfide sıklım tıkış oturmaktan gına geldi.

Şöyle bir baktım yazdıklarıma da, anlatım bozukluklarının çokluğu, benim konuyla ne kadar dolu olduğumu gösteriyor!

Arkadaşlar, tercih kılavuzlarında Hacettepe’nin Ankara’dan daha yüksek olduğunu ve herkesin bunu yegane kriter olarak kabul ettiğinin farkındayım. Ama işte o kriteri muteber kabul etmiş biri olarak size diyorum ki, derecenizin boşa gideceğinden ve dışardan gelen çatlak seslerden korkmadan Ankara Tıp yazın. Ha, ben de duyuyorum arkadaşlarımdan okullarının zor olduğunu ama ne fark eder ki? Hepimiz zaten çalışan tipleriz, Amerikan gençlik filmlerinin vazgeçilmez “geek” leriyiz!

Hacettepe’nin taban puanlarının Ankara’nın tavanını bıçak gibi kestiğine aşinayız ama sizlere önerim, artık eskilerin tercihlerinden başka bu sese de kulak verin! Muhtemelen, buraya kadar okuma zahmetinde bulunmuş kişilerin hayalindeki fakültede okuyan biri yazıyor bu satırları. Artık dur deme zamanı geldi arkadaş, amcalar ve teyzelerin değerlendirmeleri tarafından yönlendirilmekten bıkmadık mı? Vay be, ne coştum!

tıpçıEylül 10, 2014 saat 09:48Cevapla

arkadaşlar merhaba ben tıp fakültesine gitmek istiyorum ve şu anda 9.sınıfa yeni başladım.Günde kaç saat çalışmalıyım?Gittğim lise fen lisesi değil ama bulunduğum yerin en iyi Anadolu lisesi (en yüksek aldığı puan 466 oldu).nasıl ve ne kadar çalışmalıyım?derslerim sayısalım çok iyi sözelde bi okadar iyi.Babam arada beni acile göttürüyor.ORADAKİ doktorlarla konuşuyorum.bana yardım edin nasıl ve kaç saat çalışmalıyım.Şimdiden teşekkür ederim

Gönülden hacettepe isteyen biriAralık 13, 2015 saat 19:30Cevapla

Ben hacettepe tıp çok istiyorum ama konumuna ve okudugum lise benim ozguvenimi düşürüyor teog da 455 puan yaptım 10.sinif im okul ikincisiyim düzenli çalışıyorum hacettepe için daha ne kadar calismaliyim hacettepe giden arkadaşlar yardimci olun

MENU