Yurtdışında Eğitim mi? Türkiye’de Eğitim mi?

11/81

“İsmim Murat Karataş 32 yaşındayım yurtdışında üniversite okudum uluslarası bir şirkette yönetici olarak çalışıyorum. Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birini kazandım 3 yıl okudum okulu bıraktım. Bir süre bocalamadan sonra yurtdışında üniversite okumaya karar verdim. Benim yaptıklarım pek standard şeyler olmasa da sizlerle tecrübelerimi paylaşmak istiyorum.”

Murat Bey’in yurtdışı ve Türkiye’deki üniversite tecrübesini sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Bize kendinizi tanıtır mısınız?

İsmim Murat Karataş 32 yaşındayım yurtdışında üniversite okudum uluslarası bir şirkette yönetici olarak çalışıyorum. Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birini kazandım 3 yıl okudum okulu bıraktım. Bir süre bocalamadan sonra yurtdışında üniversite okumaya karar verdim. Şu anki bulunduğum noktaya baktığımda hayatımda aldığım en iyi karar olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de üniversite kazandığınız halde neden bıraktınız? İstemediğiniz bir bölüm müydü?

Hayır istediğim bir bölümdü. Bilgisayar Mühendisliği. İstanbul’da Türkiye’nin en iyi üniversiteleri arasında yer alan bir devlet üniversitesini kazandım. İnanmayacaksınız ama tüm arkadaşlarım tercih formunu sonuna kadar doldururken ben sadece 5 tercih yapmıştım. 3. tercihime girdim. Çünkü idealisttim. Ya bu bölümler olacak ya da başka birşey olmayacaktı. Sınava tekrar girmeyi göze alarak tercih yapmıştım. Hayatımın bundan sonraki gidişhatını belirleyecek bir seçimi şansa bırakamazdım. Düşünsenize açıkta kalmayayım diye bir yer yazıyorsunuz. O sene sizden daha yüksek puan alanlar oluyor ve onların yüzünden istemediğiniz bir bölüme gidiyorsunuz. Yani hayat çizginizi siz değil o sene sınava giren 1 buçuk milyon kişi belirliyor.

Aileniz bu duruma ne dedi? 

Annem mutlaka bir üniversiteye girmemi istiyordu. O yüzden buna şiddetle karşı çıktı, beni ikna etmeye çalıştı. Ancak ben ikna olmadım. Babamın ise son derece net çizgileri vardı: “Hayat senin istediğini yaparsın. Okumak istiyorsan buyur oku, her türlü desteği veririm. Okumayacaksan da artık kendi yolunu çizmelisin” dedi. Ben yaptığım seçimlerin sonuçlarına katlanacağımı bildirdim. En nihayetinde seçimlerime saygı gösterdiler. Şu da var öğrencilik hayatımda sınıfın birincisi olmasamda genelde ortanın üstünde bir öğrenci oldum. Sanırım bu onlara biraz güven veriyordu ama sonuç belli de olmazdı.

LYS’yi kazanamasaydınız açıkta kalsanız ne olacaktı?

Elbette LYS sonuçlarına bakıp kazandığımı görünce çok mutlu oldum. Sırtımdan büyük bir yük kalkmıştı. Kazanamazsam 1 yıl daha hazırlanmayı göze almıştım. Üstelik daha iyi hazırlanırdım. Düşünsenize koca 1 yıl, dersiniz yok ödevler yok. O an hazırlandığımdan çok daha iyi hazırlanıp çok daha yüksek puan alabilirdim. Kafam netti ama tabi işin bir de psikolojik boyutu var. Sonuçta denediniz ve başarısız oldunuz. Bu bir yenilgi. Ailenizin yaşayacağı hayalkırıklığı sizin kendi derdinizden daha ağır basar inanın. Düşünsenize her yerden haber geliyor bizim çocuk şurayı kazandı diye, onlara soruyorlar Murat nereyi kazandı diye? Ne diyecekler? Bana belli etmeseler de çok üzüleceklerdi. Muhtemelen beni teselli etmeye çalışacaklardı. Yani iyi ki kazandım. Kendi açımdan tabi arkadaşlarım hepsi üniversiteli olmuşken, ben hala liseli olarak kös kös dersaneye gidecektim. Ama insan istedikleri uğruna fedakarlık yapıyorsa bunlar gelip geçiyor. Çünkü bir hedefe gidiyorsunuz onlar bilmese de siz ne yaptığınızı  ne istediğinizi biliyorsunuz. Yine de açıkta kalmak istemezdim.

LYS’yi kazandınız sonra ne oldu?

Evet kazandım çok mutluydum. Dediğim gibi mutluluğun yanısıra da büyük rahatlama vardı. Üzerimden bir yük kalkmıştı. O sınav stresi, o sıkıntılar, ecel terleri hepsi bitmişti. Ailemin yüzünü kara çıkarmamıştım. Yani öyle olduğunu sanıyordum. Aman çocuk açıkta kalmasın bir yere girsin diye düşündüklerini sanıyordum. Sonra böyle olmadığını anladım. Benim mutlu olmamı istiyorlardı, hangi bölümde okuduğumun ve hatta okuyup okumadığımın bir önemi yoktu. Bunu okulu bırakma kararı aldığımda gördüm.

Üniversiteyi neden bıraktınız?

Tercihlerimden de anlaşıldığı gibi ben çok idealisttim. Üniversiteye başlayacağım günü iple çekiyordum. Hep o filmlerde gördüğümüz gibi bir üniversite hayatı olacağını düşünüyordum. İlk dersimizi unutamam sanıyorum 120 kişi filandık büyükçe bir sınıftaydık. Kapıdan girdiğimde sınıfın ön sıralarının çoktan hevesli bir grup tarafından kapıldığını gördüm. Arkalara doğru bir yere oturdum. Profesörü bekliyorduk. Hani böyle bilge, saçları beyazlamış, beyaz önlüklü mitolojik bir kahraman. Kapıdan kısa boylu tıknaz, bıyıklı gözlüklü, giydiği takım elbise üstünde emanet duran gevşek kravatı ile bir adam girdi. Bütün sınıf pür dikkat bakıyorduk. Kendini dahi tanıtmadan elinde getirdiği notları açtı. Tahtaya birşeyler yazmaya başladı. Yanımdakine profesör bu mu dedim. Evet dedi. İsmini biliyor musun? Falanca hocaymış, çok sertmiş geçen sene bu dersi alan bir arkadaştan duydum dedi. Adam arkadan zar zor işitilen kısık sesiyle birşeyler anlatıyor tahtaya yazıp çiziyordu. Öndekiler ise harıl harıl adamın tahtaya yazdıklarını kağıda geçiriyorlardı. Üniversiteye gidecek arkadaşları şimdiden uyarayım o ön sıradakilerden en az bir arkadaşınız olsun. Sınav zamanı fellik fellik eksik not ararsınız. Çoğu notlarını devlet sırrı gibi saklar. Benim de eksik der, veya ben kendime göre yazdım yani sen okuyup anlayabilir misin bilmem der. Sonuçta hep aynı şey. Alın hepsinin fotokopilerini karşılaştırın aynıdır. Hatta o dersi daha önce almış üst sınıflardan isteyin notları göreceksiniz son 10 senede hiçbirşey değişmemiştir. Zaten okula yakın fotokopiciler eski yıllara ait notları ve sınav sorularının kopyalarını satarlar. Diğer dersler de farklı değildi. Siz böyle büyülü bir tip beklerken yolda veya kavede karşınıza çıkabilecek bir tip geliyor mıy mıy birşey anlatıyor, yazıp çizip gidiyor. Siz de derse giriyorsunuz harıl gürül not tutuyorsunuz. Dinlemiyorsunuz sadece yazıyorsunuz. Hocaya bir soru sorulması nadirdir. Hocanın öğrenci ile bir diyaloga girmesi de. Dersi verir çeker gider. Zaten sizin işiniz asistandadır. Aslında tüm kaderiniz onların elindedir. Hoca adına herşeyi yürütürler, hoca öğrenciyle ilgili her türlü işi onlara ihale etmiştir. Biraz silik tiplerdir. Malum öyle asistan olmak kolay değil. Hatırlarım sonradan asistan olan tanıdıklarım vardı. Asistan olunca birden selamı sabahı dahi kestiler.

Neyse o hayal ettiğim bilim yuvasını, araştırma, geliştirme, yüksek fikir paylaşma ortamını hiç bulamadım. Olay derse girip 2 saat boyunca not tutmaktan ibaretti. Sizin yerinize imza atacak birini bulduysanız derse de girmezsiniz. Manası yok. Notları çektirirsiniz. Sınava notlardan ve uygulama derslerindeki sorulardan çalışırsınız. Hoca da burada 100 imza var sınıfta 20 kişi var demez dersini verir geçer gider.  Tamamen vize ve final geçme üzerine kurulu bir sistem. O dersler için proföre de ihtiyacınız yok. Verin projektöre adamın videosunu olsun bitsin. Hatta YouTube’a koysunlar, sınıfı da meşgul etmesinler.

Üniversite okumanın sadece vize final geçme olduğunu anladıktan sonra derslere de pek girmemeye başladım. Evet okula gidiyordum, ama 2 saat o sınıfta sıkıntıdan patlayacağıma kantinde oturup çay içmek daha cazipti. Lise’deki gibi arayan soran yoktu, derse ister gidersin ister gitmezsin. Belli bir devam mecburiyeti var ama o da formalite. Nöbetleşe derse girip imza attırırsınız.

Hiç derse gitmeyerek sadece notlardan çalışarak 4-5 dersi verdim. Ancak tabi derse uğramadığınız için vaktinizi başka şeylerle dolduruyorsunuz. Notları alır yarın çalışırım derken, vize zamanına kadar hiçbirşey yapmıyorsunuz. Vizeye birkaç gün kala sizi kankanız uyarıyor, o da ‘falanca dersin notları var mı lan sende’ şeklinde. Tabii ki yok, bulursan bana da haber ver diyorsun. Vizeden parlak bir not almıyorsun ama tabi final notuna yüzde bilmem kaç etki ediyor finalde yüksek not alırım geçerim diyorsun. Ama o zamanda yine böyle şeyler oluyor. Sonuçta boşladığım için ilk yılımda toplam 16 dersten 4’ünden kaldım. Ama olsun nasılsa alttan ders alabiliyorsun engel değil.

Bu arada üniversitenin bir faydası olduysa o da çok iyi dostluklar kurmuş olmamdır. Lisedeki gibi değil. Sonuçta aynı hedeflerle benzer yollardan geçerek geliyorsunuz. Tabii bir de gitmediğimiz film, konser filan yoktu.

İkinci yılımda daha sıkı tutacağım sözünü verdim kendime ancak pek farklı olmadı. İlk yıldan kalan derslerden 2sini verdiysem de buna ikinci yıldan 2 ders eklendi. Böyle giderse mezuniyet uzayacaktı.

Ama asıl sorun üniversitenin bana hiçbirşey katmadığını görmemdi. Bilgi desen yok. İşimiz sınav geçmek. LYS’yi geçen adam zaten sınav geçmede ustalaşıyor. Bilmene anlamana gerek yok. Geç git. Üniversite tamamen bir zaman kaybıydı. Amaç diploma almak. Peki sonra?

Diplomayı aldın. Senin gibi 200bin kişiyle beraber mezun oldun. Ne bilgi var ne tecrübe. İş bulacaksın. Senin gibi 200bin kişi de öyle. Liseden bazı arkadaşlarım vardı, sıradan özel bir üniversiteye kaydolmuşlardı. Derslere filan gitmiyorlardı çoğu aile şirketinde filan çalışıyordu, rahat rahat gezip tozuyordu. Çoğu zaten mezun olamadan bıraktılar okulu uzatıp uzatıp. Zaten diplomaya da ihtiyaçları yoktu. İş hayatında tecrübe kazanıyorlar, hayatlarını da yavaş yavaş kuruyorlardı. Ben ne yapıyordum? Vakit harcıyordum.

Üçüncü seneme geldiğimde iyice üniversiteden soğumuştum. Hesaba göre okul en az 1 yıl uzamıştı belkide 2. Ya şu an alttan dersleri vs verip diplomayı alacaktım. Ya da bu boş uğraşı vermeyecektim. Kafam karmakarışıktı. Bunu üstüne o sene annemle babam boşanma kararı aldılar.  Kendimi toplayana kadar okula ara vermeye karar verdim. Sonuçta bile bile üstüste derslerden kalmaktansa kayıt dondurmak daha mantıklıydı.

Yurtdışında okumaya karar vermeniz nasıl oldu?

Türkiye’deki yüksek eğitim sistemi benim için tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Aptal bir öğrenci değildim çalışsam yapıyordum. LYS’de iyi bir puan alıp iyi isimli bir üniversiteye girmiştim. Yani sistemin en başarılı öğrencileri arasındaydım. 5 tercih yapıp 3cüsüne girmiştim. Benim için olay buysa geriye kalan %95 için durum neydi.

Bu böyle olmamalıydı. Türkiye’de hiçbir yeri kazanamayıp yurtdışına giden arkadaşlarım vardı. Onlar hayatlarından çok memnunlardı. Sadece bu değil orda okuyup gelenler bilgi seviyesi, yurtdışı tecrübesinin verdiği kendine güven ve akıcı yabancı dilleriyle kolayca iş bulurken LYS’de yardırıp Türkiye’nin en iyi okullarından mezun olmuş arkadaşlar ipsiz sapsız geziyorlardı. Kararımı verdim yurtdışında okuyacaktım. En azından diplomayı alıp geldiğimde yanımda yabancı dilim, kendime güvenim ve Türkiye’nin en iyi okulundan daha geçerli bir diplomam olacaktı. Araştırmaya başladım.

Yabancı dil seviyeniz neydi? Dil yüzünden zorluk çekeceğinizi düşünmediniz mi?

Doğrusunu söylemek gerekirse, İngilizce eğitimi kuvvetli olan iyi bir lisede okudum. İngilizce seviyem iyi sayılırdı. Dikkat ederseniz üniversitedeki İngilizce’den bahsetmiyorum direk lise diyorum. Çünkü üniversitede İngilizce dersleri tam bir komediydi. Dersler tekrar ‘It is a pencil.This is a blackboard.’ dan başlamıştı. Tamam Anadolu’dan gelmiş hiç İngilizce görmemiş kişiler vardı, seviye onlara göreydi ama bizim için oldukça sıkıcıydı. Hoca devam mecburiyetini sıkı takip ettiğinden İngilizce derslerini arka sırada satranç oynayarak geçirdik. Sonraki yıllarda İngilizce bazı dersler alma fırsatım oldu. Ama o da çok komikti. Düşünün bir sınıf dolusu insan hepsi Türk, hoca Türk, size Türkçe aksanla İngilizce ders anlatmaya çalışıyor. Sonuç fiyasko. Ne hocayı anlıyorsunuz ne dersi. Sanırım öz be öz İngilizi koysanız o da birşey anlamaz.

O yüzden ben Türkiye’de İngilizce program okuyanları anlamıyorum. Hiçbir manası yok. İlla İngilizce ders dinleyeyim diyorsanız gidin Harvard hocalarının YouTube videoları var oradan dinleyin dersi daha iyi. Yoksa fazladan gereksiz bir yük. Böyle ne İngilizce’yi tam öğreniyorsunuz ne de dersi. Yurtdışında böyle değil. Derste birkere İngilizce bir iletişim oluyor. Yanınızdaki arkadaşınızla, hocayla hep İngilizce konuşuyorsunuz.

Ben yurtdışında İngilizce konusunda zorluk çekeceğimi düşündüm ama önemsiz bir detay. Zor olmayan ne var ki. Sonuçta dil öğrenmek istiyorum iyi konuşmak istiyorum. Zor olmayan zaten Türkçe okuyup Türkiye’den diploma alıp hiçbir yabancı dil bilgisi olmadan mezun olmak.

1. Bölümün Sonu. 
2. Bölüm: Yurtdışında öğrencil olmak

 .

Arkadaşkarınla paylaş:

MENU